Mahmutbey’in otoban bağlantı yolları etrafında yükselen gri fabrika binalarına kış alacakaranlığı çökerken, Bağcılar’daki meslek lisesinin çıkış zili çaldı. On altı yaşındaki Dilara, okul ceketini çabucak çıkarıp sırt çantasına koydu ve kalın kaşkoluna sarındı. Sınıf arkadaşlarının otobüs durağına doğru yürürken akşam planları yapmasını tebessümle reddederek, adımlarını tırların ve yük kamyonlarının geçtiği geniş, tozlu sanayi caddesine doğru hızlandırdı.
Dilara, tekstil işçisi olan babasının geçirdiği bir iş kazası sonucu felç kalması üzerine sekiz ay önce ailenin tek geçim kaynağı haline gelmişti. Dört nüfuslu evin kirası ve babasının her ay tekrarlanan fizik tedavi masrafları bu genç kızın omuzlarındaydı. Lise eğitimini aksatmadan akşamları Mahmutbey’deki devasa bir endüstriyel ambalaj ve ofset matbaasında paketleme ve kırma-katlama işçisi olarak çalışıyordu.
Atölye; yüksek desbelli ofset baskı makinelerinin gürültüsü, tiner, fırınlanmış tutkal kokusu ve taze mukavva tozuyla kaplı devasa bir yerdi. Görevi; dev giyotin kesim makinelerinden çıkan oluklu mukavvaları kırmadan toplamak, kenarlarını havalı zımba presleriyle mühürlemek, ellişerli demetler halinde şerit makinelerinden geçirip paletlere istiflemekti. Saatlerce ağır mukavva bloklarını taşımaktan kollarında derman kalmaz, mukavva kenarlarının sürtünmesi yüzünden ellerinde derin ve sızlayan kâğıt kesikleri oluşurdu.
Dilara’nın tek hayali, İstanbul Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nü kazanarak üretim planlaması ve fabrika otomasyonu üzerine uzmanlaşmaktı. Zımba tezgahının karşısındaki beton kolona Matematik-2 ve Fizik özet kartlarını asmıştı. Bir yandan iki eliyle mukavva bloklarını preslerken, gözleriyle duvardaki fonksiyon, türev ve integral denklemlerini takip eder, zihninden soruları çözmeye çalışırdı. Baskı makinelerinin çıkardığı ritmik gürültüyü zihnini odaklamak için bir tempoya dönüştürmüştü.
O gece, uluslararası bir gıda firmasına ihraç edilecek otuz bin adetlik ilaç ve ambalaj kutusunun son kontrolü, kırma-katlaması ve paletlenmesi acilen bitirilmek zorundaydı. Atölye sorumlusu rahatsızlanıp erken ayrılınca tüm yük Dilara’ya kaldı. Saatlerce kâğıt tozunun ve makine gürültüsünün ortasında kutuları tek tek kontrol etti, şeritledi ve ahşap paletlere istifledi. Gece saat yarımı gösterdiğinde ambalajlama ancak bitti. Üstü başı kâğıt tozu ve mürekkep kokar halde imalathaneyi kilitledi. Mahmutbey otobüs durağına doğru yürürken esen soğuk poyraz yüzüne çarptı; ama Dilara, bu koca şehrin zorluklarına rağmen kendi kaderini çelik bir iradeyle şekillendirdiğini çok iyi biliyordu.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.