Hande, Boğaz’ın Karadeniz’e açıldığı en kuzey noktadaki Anadolu Kavağı’nın dik yokuşlarında, Yoros Kalesi’ne doğru uzanan keçi yollarında adımlarını zorlukla atarken, kucağındaki ağır deri çizim çantasını poyrazın getirdiği sert yağmurdan korumaya çalışıyordu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarihi Coğrafya ve Kartografya Bölümü’nden mezun olduktan sonra, Boğaz girişindeki Ceneviz ve Osmanlı dönemi savunma tabyalarının, ahşap gozetleme kulelerinin haritacılık envanterini çıkaran bağımsız bir araştırma projesinde görev almıştı. Ancak projeyi fonlayan vakıf, bütçe krizini öne sürerek çalışmaları tek taraflı durdurdu ve atölyeyi kapatıp araştırmacıları fonsuz bıraktı. Hande, hem sekiz aydır kale surları etrafında tuttuğu nirengi noktaları ve ahşap strüktür paftalarıyla yalnız kaldı hem de topoğrafik ölçüm cihazlarının yüksek kiralama borcuyla karşı karşıya bırakıldı.
Sonbaharın sonlarında Karadeniz’den esen keskin rüzgâr kale kayalıklarında uğuldayarak geçerken, cebinde kalan son dolmuş parasıyla ne yapacağını düşünüyordu. Beykoz’da kiraladığı çatı katının sahibi, geciken kira yüzünden kapının kilidini değiştirmişti. Çantasında sadece nirengi cetvelleri, mimari rapido kalemleri ve el çizimi topoğrafya defteri vardı. Yoros Kalesi’nin Boğaz’a bakan ıslak taş kulesinin dibine çöktü. Bütün emeğinin bir anda göz ardı edilmesi göğsünü daraltıyordu.
Gözyaşlarını rüzgâra teslim edip teknik çizim bloknotunu çıkardı. Sokak lambasının sarı ışığı altında, kule duvarlarındaki taş örgüsünü ve ahşap hatıl kesitlerini milimetrik ölçekle kâğıda dökmeye başladı. Kalem kâğıda her dokunduğunda içindeki kırgınlık mesleki bir tutkuya dönüşüyordu. O sırada kalede saha incelemesi yapan ve Boğaz Tahkimatları Koruma Kurulu’nu yöneten kıdemli bir kartograf profesör, taşın üzerinde titreyerek pürüzsüz harita ve strüktür paftası çizen Hande’yi fark etti. Kâğıttaki teknik hassasiyeti gören uzman, genç kadına Boğaz Kuzey Girişi Tarihi Haritalama Projesi’nde baş uzman haritacı olarak çalışma imkânı sağladı. Hande, Yoros Kalesi’nin rüzgârlı kayalıklarında İstanbul’un ona vazgeçmeme gücü bahşettiğini anladı.
Tophane Liman Han Restorasyonunda Unutulmuş Döküm Demir ve Vitray Detayları
Damla için İstanbul, Tophane Kemeraltı Caddesi’nin tarihi döküm binalarından yükselen deniz tuzu kokusundan ve Galataport’a doğru uzanan tramvay raylarının sesinden ibaretti. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Yapı Bilgisi ve Malzeme Bölümü yüksek lisans mezunuydu; 19. yüzyıl sonu Tophane ve Karaköy hattındaki liman hangarlarının döküm demir strüktürlerini ve renkli cam pencere detaylarını belgeleyen bağımsız bir kentsel restorasyon projesinde çalışıyordu. Ancak projeyi üstlenen özel mimarlık şirketi, yatırımların durmasını gerekçe göstererek atölyeyi boşalttı. Damla’nın sekiz aydır topladığı demir korozyon analizleri ve vitray çizim paftaları kilitli kalan stüdyoda hapsedildi; üstelik ultrasonik metal tarama cihazlarının kiralama faturası Damla’nın üzerine yıkıldı.
Gece saat üçte, Tophane Çeşmesi’nin arkasındaki ıslak taş basamakta tek başına oturuyordu. Yağmur tarihi taşlardan süzülüp kabanını ıslatırken, Cihangir’de kaldığı oda için ödeme yapamadığından eşyalarını tek bir sırt çantasına sığdırıp sokağa çıkmak zorunda kalmıştı. Cebinde sadece ertesi günün vapur parası duruyordu. Karşı yakadaki Haliç’in ve Sarayburnu’nun kapkara siluetine bakarken geleceğe dair tüm umutları kararmıştı.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.