Galata’nın dar, arnavutkaldırımlı yokuşlarında akşamüstü rüzgârı serin bir poyrazla eserken, Elif omuzundaki ağır resim çantasını düzeltti. Sanat akademisini kazanıp İstanbul’a geleli altı ay olmuştu ama şehir, hayal ettiği gibi kollarını açarak karşılamamıştı onu.
Tarihi binaların gölgesinde yükselen kira fiyatları, son kuruşuna kadar biriktirdiği harçlığını çoktan eritmişti. Bu akşam, Galata Kulesi’nin hemen altındaki o küçük kafeye yürürken zihninde tek bir hesap vardı: Tamamlayamadığı son tablosunu satamazsa, bu ay kaldığı küçük çatı katından çıkmak zorunda kalacaktı.
Kafenin kapısını açtığında içeriğe taze çekilmiş kahve kokusu yayıldı. Köşedeki masaya tuvalini yerleştirdi. İstanbul, kimine ışıklı sahnelerini sunarken, onun gibi genç bir fırçaya yalnızca hayatta kalma mücadelesini düşürüyordu. Tuvaldeki boğaz manzarası sadece mavi ve gri renklerden ibaret değildi; Elif’in bu koca şehirde hissettiği yalnızlığın, kalabalıklar arasında kaybolmanın resmiydi.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.