Aralık ayının başlarında Haliç üzerinden esen dondurucu ve nemli rüzgâr, Süleymaniye Camii’nin heybetli kubbelerini aşıp Ayrancı Sokak’ın dik, karanlık taş basamaklarında ıslık çalarken; Ceylan kucağındaki ağır döküm çelik örsü, pirinç çekiç takımlarını ve devasa bakır levhayı düşürmemek için Dökmeciler Yokuşu’na doğru güçlükle tırmanıyordu. İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Cevher Hazırlama ve Metalurji Bölümü son sınıf öğrencisi olan Ceylan, Kastamonu’nun tarihi bakırcılar çarşısından İstanbul’a, geleneksel Osmanlı tombak ve bakır dövme zanaatını modern kabartma (rölyef) teknikleriyle birleştirerek büyük boy heykelsi panolar üretme sevdasıyla gelmişti. Süleymaniye’nin arka sokaklarında, tarihi bir ahşap binanın nemli ve soğuk bodrum katında yaşıyor; akşamları Tahtakale’deki eski bir çay ocağında çay dağıtıp tepsi taşıyarak hem ev kirasını çıkarıyor hem de saf bakır plakalar, tombak cıvası ve özel körük malzemeleri için para biriktiriyordu.
O gün, hayatının en büyük dönüm noktası sayılan uluslararası bir metal sanatı yarışmasının eser teslim günüydü. Mimar Sinan’ın eseri olan tarihi bir darüşşifanın avlusunda düzenlenecek "Ateşin, Bakırın ve İstanbul’un Hafızası" temalı sergi için aylardır uykusuz kalarak hazırladığı, bakır plakayı çekiç darbeleriyle milim milim işleyip gümüş ve bronz hatlarla bezediği devasa "Süleymaniye’nin Kubbeleri ve Haliç" panosunu jüriye ulaştırması gerekiyordu. Eğer eseri dereceye girerse hem İtalya’daki Floransa Metal Sanatları Akademisi’nde iki yıllık burslu uzmanlık eğitimi imkânı kazanacak hem de aylardır biriken malzeme ve demirci borçlarını tamamen kapatabilecekti. Günlerdir sıcak ocak karşısında çekiç sallamaktan parmak boğumları şişmiş, bakır tozu yüzünden elleri yeşilimsi bir renge bürünmüştü.
Ancak Dökmeciler Yokuşu’nun en dar ve virajlı noktasında ilerlerken, yukarıdaki taş binanın çatısından kayan ağır bir kar ve buz kütlesi gürültüyle Ceylan’ın üzerine doğru düştü. Anlık bir refleksle kenardaki taş duvarın altına sıçrayan Ceylan’ın ayağı, buz tutmuş Arnavut kaldırımında kaydı. Sertçe yere kapaklanan genç kızın kucağındaki ahşap muhafaza kasası elinden fırlayarak merdiven köşesindeki taş çeşmeye çarptı. Kasadan fırlayan o ağır bakır pano sert zemine vurarak çatırdayarak büküldü; üzerindeki narin gümüş kakma hatları yarıldı, haftalarca ilmek ilmek çekiçlediği kubbe kabartmaları ezilerek tanınmaz hale geldi.
Ceylan, dizlerindeki kesiklerin ve soğuktan donan ellerine batan buz parçalarının acısını hissetmeden, çamurlu karın üzerinde bükülüp ezilen bakır panosuna bakarak donakaldı. Haftalarca ter döktüğü uykusuz geceler, nasırlı elleri ve Floransa hayalleri saniyeler içinde o kirli karın üzerinde yok olup gitmişti. Ağlamaktan göğsü sıkışan genç kız, Süleymaniye’nin bu buzlu ve taş yokuşlu sokağında ne kadar çaresiz kaldığını hissetti.
O sırada yokuşun hemen başındaki eski bir bakır ve kalay atölyesinden çıkan, Süleymaniye’nin yarım asırlık emektar tombak ustası "Kazım Usta" gürültüyü duyup dışarı koştu. Ceylan’ın çaresizce bükülen bakırı düzeltmeye çalıştığını görünce onu kolundan tutup kaldırdı, omuzlarına körük isi kokan kalın önlüğünü örterek ateşi parıldayan ocağının yandığı atölyesine götürdü.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.