Leman’ın Samatya ve Yedikule Surlarındaki Naht ve Taş Oyma Mücadelesi
Mart ayının dondurucu karayeli Marmara Denizi’nden esip Yedikule Surlarındaki asırlık taş oyuklarında uğuldayarak yankılanırken, Leman kucağındaki ağır ceviz ağacı kalıplarını ve taş oyma murçlarını düşürmemek için Samatya’nın sahil caddesinden sur içi sokaklarına uzanan nemli, dik taş yokuşu adımlıyordu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık ve Taş Restorasyonu Bölümü yüksek lisans öğrencisi olan Leman, Bitlis’in ahşap ve taş işçiliğiyle ünlü bir kasabasından İstanbul’a, Selçuklu ile Osmanlı geometrik taş ve ahşap oyma (naht) zanaatını harmanlama hayaliyle gelmişti. Samatya’nın tren yoluna bakan, duvarları nemden dökülen eski bir ahşap bodrum katında yaşıyor; geceleri semtin eski balıkçı lokantalarında bulaşık yıkayıp sabahları derslere koşarak hem ev kirasını çıkarıyor hem de özel çelik murç, iskarpela ve abanoz kütük masraflarını karşılamaya çalışıyordu.
O gün, hayatının en önemli akademik değerlendirmesi ve uluslararası restorasyon seçmesi vardı. Yedikule Kapısı’nın hemen iç tarafındaki tarihi bir sur galerisinde düzenlenecek olan "Suriçi Sanatı ve Taşın Hafızası" sergisine kabul edilmek için aylardır üzerinde çalıştığı, sert abanoz ağacı ve Küfeki taşı bloklarını birleştirip üzerine milim milim işlediği devasa "Yedikule Zindanları ve Erguvan Geometrisi" panosunu jüriye teslim etmesi gerekiyordu. Eğer eseri birincilik alırsa hem İtalya’daki Taş ve Ahşap Eserler Koruma Enstitüsü’ne iki yıllık burs kazanacak hem de dört aydır ödeyemediği kira borçlarını ve ev sahibinin ihtarını tek seferde kapatabilecekti. Günlerce uykusuz kalmış, çekiç vurmaktan nasır tutan parmaklarıyla o sert kütlelere derinlik ve ruh kazandırmıştı.
Ancak sur dibindeki dar ve eğimli Arnavut kaldırımı sokakta yürürken, yukarıdan kontrolden çıkarak kayan bir kargo arabası Leman’a doğru savruldu. Anlık bir refleksle kenardaki tarihi sur taşlarına doğru sıçrayan Leman, yosun tutmuş ıslak basamaklarda dengesini kaybederek sertçe kapaklandı. Kucağındaki ahşap muhafaza kasası savrularak surun sivri taş kenarlarına çarptı. Kasadan fırlayan o hassas karma pano, darbenin etkisiyle merdivenlerde sekerek parçalandı; abanoz oymalar çatırdayarak kırıldı, Küfeki taşından işlenmiş narin Selçuklu yıldızları ortadan ikiye yarılarak çamurlu su birikintisine saçıldı.
Leman, dizlerindeki ve ellerindeki kanamanın acısını hissetmeden, soğuk çamurun içinde dağılmış abanoz dallarına ve kırık Küfeki taşlarına bakarak donakaldı. Uykusuz geçen geceler, çekiç sesleriyle çınlayan kulakları, nasırlı parmakları ve kurduğu tüm gelecek hayalleri saniyeler içinde o çamurun içinde eriyip gitmişti. Ağlamaktan gözleri kızaran genç kız, Suriçi’nin bu bin yıllık soğuk duvarlarının önünde ne kadar yalnız kaldığını hissetti.
O sırada sokağın köşesindeki eski bir mermer ve ahşap atölyesinden çıkan, Samatya’nın elli yıllık emektar taş ustası ve kalemkârı "Taşçı Onnik Usta" kızın çaresizliğini fark etti. Dükkânından çıkıp Leman’ı kolundan tuttu, omuzlarına mermer tozu ve gomalak kokan önlüğünü örterek onu kütük sobasının gürül gürül yandığı sıcacık atölyesine götürdü.
Onnik Usta, Leman’a dumanı tüten bir bardak sıcak ıhlamur uzattıktan sonra parçalanan panoyu inceledi. "Taş kırıldı, ağaç yarıldı diye zanaat bitmez kızım," dedi babacan bir sesle. "Eski Suriçi ustaları çatlayan taşı ya da kırılan ahşabı atmazdı; kırık taş hatlarının arasına erimiş bronz ve erguvan rengi kök boyası döker, kırılan ahşabı gümüş tellerle dikerek o yarayı eserin en vurucu yerine dönüştürürlerdi. Yarası olan eser, çilesi çekilmiş eserdir."
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.